Söyleşi ve Düzenleme: Ceren Kineşçi
6 Şubat 2023’te tarihinde yaşanan büyük depremlerden bu yana iki yıl geçti. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş düzeyde ve toplamda 11 ilde yıkım yaratan depremler en büyük hasarı Hatay’a verdi. Hatay’da barınma başta olmak üzere temel gereksinimlere erişim aradan geçen iki yıla rağmen önemli bir sorun olarak varlığını sürdürüyor. Depremin Hatay’da yarattığı yıkımı ve iki yılın sonunda Hatay’ın ne durumda olduğunu Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyesi ve aynı zamanda TTB Hatay Deprem Birimi Koordinatörü olan Ali Kanatlı ile konuştuk.
Sizi tanıyabilir miyiz lütfen?
Ben Ali Kanatlı, aile hekimiyim. Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi üyesiyim.
Antakya’da aile hekimliği yapıyorsunuz; hep de oradaydınız diye biliyorum. 6 Şubat’ın yıl dönümünü yakın zamanda yaşadık, bunlar konuşuldu ama bir kez daha sorayım: Hatay’da hayat “normal”e döndü mü, yaralar sarıldı mı? Günlük yaşamda eskiye dönebildiniz mi?
Bu sorulara ben şöyle yanıt veriyorum. Biletinizi buradan kesiyoruz, Hatay’a geliyorsunuz, yakından görüyorsunuz. 6 Şubat öncesi ve sonrasında bu aramalar yoğunlaşıyor; Zoom’da, WhatsApp’ta, görüntülü konuşmalarda hep aynı soru geliyor, biz de hep aynı şeyleri söylüyoruz: Aslında buraya gelip görmek gerekiyor. Türk Tabipler Birliği’nde beraber çalıştığımız arkadaşlar buraya geldiklerinde çok şaşırıyorlar. Buranın havasını teneffüs ederken, tabii teneffüs edecek bir havası yok, şehre girer girmez farklı bir memlekete geldiklerini, bulundukları yerden çok farklı bir memlekette olduklarını fark ediyorlar. Mesela ben Ankara’ya toplantılara gittiğimde, akşam otelden inip ışıl ışıl, tozsuz caddelerde gezmek hoşuma gidiyor. Yaşam beklentiniz mi düştü diyeyim, bilemedim. Ankara’daki otellerde, ayakkabıları temizleyecek o küçük fırçalar var; ben onları alıp çantama koyuyorum, kimseye söylemeyin, çünkü orada işe yaramıyor, daha çok burada işe yarıyor. Yani, toz yok başka yerlerde.
Sarılmayan büyük bir yara da barınma sanırım. Hatay’da insanlar nerede, nasıl yaşıyorlar?
Deprem bölgesinde şu an 400 bine yakın konteynerde yaşayan insan var; bunun 223 bini Antakya’da. Konteynerdeki yaşamı tahmin edebilir misiniz? Anlatması mümkün değil. 7/24, 2 yıl boyunca 21 metrekare alan, odalar 7-8 metrekare. Ortada banyo yapılacak küçücük bir yer, tuvaleti de içinde. Önde küçücük bir tezgâh, tam anlamıyla mutfak değil. Böyle bir yapıda anne, baba, çocuklar ve bazen de yaşlı ebeveynler bulunuyor. Kadının yükü artmış. Hem çocuğa hem eşe hem de yaşlı ebeveynlere bakmaya çalışıyor; engellisi varsa, durum daha da kötü. Dışarıda hiç ağaç yok. Düşünsenize, konteynerde yaşıyorsunuz, konteynerler parke taşları üzerine kurulmuş; bir tanecik ağaç yok. Dinlenme alanları, toplanma alanları, park, çocukların oynayacağı yerler yok. Güvenlik de yok. İnsanlar, 7/24 ne yapacaklarını bilemiyorlar. Her türlü bağımlılık arttı. Madde bağımlılığının arttığını biliyoruz, görüyoruz, tespit ediliyor; küçük yaştakilerde depremden öncesine göre iki kat fazla. Ekran bağımlılığı arttı, ne yapacaksınız sürekli konteynerde? Dışarı çıkamıyorsunuz, toz, boğuluyorsunuz. Ekran bağımlılığı başka sorunları da ortaya çıkıyor, sanal kumar bağımlılığı oluyor. Alkol bağımlılığı da yükseldi. Hatay’da insanlar kendi içeceklerini üretirlerdi, şimdi ihtiyaç çok, içmeyenler de içmeye başladı. Bu durum, kötü niyetli kişilerin sahte içki üretimine yönelmesine neden oldu; maalesef bundan iki kişiyi kaybettik. Madde bağımlılığında faciaya varacak şeyler görüyoruz. Ben hayatımda anne, baba ve çocuğun madde kullandığını görmedim, burada var. Her türlü şiddet, taciz, istismar ve akran zorbalığı mevcut. Kadına yönelik şiddet de çok arttı. Şiddete uğrayan kadının gidebileceği bir yer yok.
Konteynerde yaşamanın getirdiği fiziksel ve psikolojik zorluklar, şehirdeki hava kirliliği ile birleşince çok boyutlu bir sağlık krizine yol açıyor. Sosyal alanların eksikliğinin ciddi bir sıkıntı olduğunu söylediniz. Bu ne kadar sürecek böyle? Şehir yeniden inşa edilirken bu krizi çözecek adımlar atılıyor mu?
“452.000 konutu 2025’in sonuna kadar teslim edeceğiz” diye övünüyorlar ama kadın konukevi yok. Yani siz 452.001 konut yapamaz mısınız? Bir tane konukevine sahip değilsiniz; neyle övünüyorsunuz? Yaşlıların gideceği yer yok, huzurevi yok, engellilerin barınacağı yer yok. Çocuk evleri, istismara uğrayan ya da madde bağımlılığından muzdarip çocukların barınabileceği, kucaklanabileceği yerler de bulunmuyor. 452.003 yapamaz mısınız? 56 Aile Sağlığı Merkezi (ASM) yıkıldı, yalnızca 3 tanesi yeniden yapıldı. Hekimler konteynerde hastalara bakıyor 2 yıldır; konteynerde ne yapacaksınız? Bebek aşısı mı yapacaksınız, kan mı alacaksınız, yaşlıların izlemini mi yapacaksınız? 452.056 konut olamaz mıydı? 56 tane Aile Sağlığı Merkezi, küçük bir sayı ama çok önemli. Bu merkezler mahalle içinde, hamile kadının yürüme mesafesinde, yaşlıların kronik hastalık ve ilaç takibinin yapılabileceği yerler olmalı. Bunları yapamıyor musunuz? Kadınlar, çocukları ve bebekleriyle konteyner konteyner geziyorlar bebeklerini aşılatacak aile hekimi bulmak için. Yapamıyor musunuz? Depremden sonra vefat eden hekimler yüzünden 40.000 kişinin aile hekimi yoktu, şimdi ise 100.000 kişinin yok. İkinci yıl sonunda geldiğimiz yer bu. Aile hekiminin olmaması o kadar önemli ki. Birinci basamağı kaldırırsanız, ikinci ve üçüncü basamak, ikinci üçüncü kattır, siz zemini temeliyle kuramazsanız ikinci, üçüncü kata zaten sıra gelmez.
Birinci basamak sağlık hizmetlerine ulaşamamak ciddi bir hak kaybı. Başka hangi sorunlar var depremden bugüne çözülmedi dediğiniz?
İkinci yılda, temiz gıda, temiz su, temiz hava yok; elektrik, internet… İnanılmaz bir şey. 2 yılda neyin elektriğini düzeltemediniz ki? Antakya’dan 100.000 kişi eksilmiş, niye halen elektrik kesiliyor? Ne oldu, yatırım yok. Siz özelleştirirseniz ya da takip etmezseniz, böyle olur ama umurlarında değil. İnternet olmaz olur mu ya, küçücük bir hat çekeceksiniz. Onu bırakın GSM operatörleri birçok yerde çekmiyor. Elektrik kesintileri belki önemsizmiş gibi görünebilir ama elektrik bugün her şeyi etkiler. Konteynerde yarım saat kesildi mi konteyner buza kesiyor. Yazın yarım saat kesildi mi elli derece oluyor; dışarısı toz, nereye çıkacaksınız? Bunu küçümsememek lazım. Hızlı bir şekilde haberleşme, enerji, eğitim ve sağlığın kamulaştırılması, toplumsallaştırılması gerekiyor. Biz bunu gördük. Anlatacak çok şey var.
Havanın solunamayacak kadar kirli ve tozlu olduğundan söz ettiniz. Bunu biraz açıklar mısınız, nasıl bir hava kirliliğinden söz ediyoruz?
Temiz Hava Hakkı platformu yayınladı, hava kalitesi izleme çalışmasında kışın, yağmurlu günler olmasına rağmen on dokuz günlük ölçümün ortalama partikül madde kirliliği değeri Dünya Sağlık Örgütü’nün söylediği maksimum sınırın 3 katı çıkıyor; normalde üst sınır 15 olabilir diyorlar (1). Bizde 40 çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü bu aşımın yılda 34 defayı geçmemesi gerektiğini söylüyor ama burada bu süreklileşmiş halde.
Moloz ve enkaz kaldırma çalışmaları sırasında ortaya çıkan asbest ve benzeri halk sağlığı riskleri vardı. O zaman bunlara dair hiçbir önlem alınmadığı da konuşulmuştu. Şimdi de yaygın ve yoğun bir inşaat var. Havanın çok tozlu olmasının sebebi, önlem alınmadan bu kadar çok inşaat yapılması; doğru mu anladım?
Ceren, çabucak buraya gel; biletini ben keserim, uç gel buraya. Bunu söylememin nedeni şu: Valiliğin “ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) gerekli değildir” raporu ve kararı var. Valilik, burada çok bina yapılacağını, buranın hızlıca imar edileceğini, bu yüzden beton santralleri ve taş ocaklarına ÇED raporu gerekli olmadığını söylüyor. Ondan sonra seksen küsür taş ocağı oldu, onlarca beton santrali de şehir merkezinde yer aldı.
Genel olarak kamunun ortadan kalktığını anlıyorum. Konut yapılıyor, inşaat var ama bunu şirketler yapıyor, kimseye karşılıksız bir şey verilmiyor. Aslında barınma hakkı büyük ölçüde sağlanamıyor. Öte yandan kent yeniden yapılırken acil ihtiyaç olan kadın sığınma evleri, Aile Sağlığı Merkezleri gibi yerler düşünülmüyor. Altyapıda ise elektriğin kesilmesi, internetin işlememesi, GSM operatörlerinin çekmemesi dolaylı olarak birçok haktan insanı mahrum bırakıyor. Bunu birinci basamağa bağlayayım. Elektrik olmadan, internet olmadan Aile Sağlığı Merkezi’nde çalışmak da çok zor. Bunlar günlük pratiğinizi, işinizi nasıl etkiliyor?
Aile Sağlığı Merkezlerinden bahsetmek gerekirse… Şu an 56 tanesi yıkıldı ama ASM olarak kullanılan yaklaşık yetmiş konteyner var. Hatta “plansızlığın en üstü neresi?” diye soracak olursanız, depremden sonra yıkılmayan yaklaşık 10 ASM var. Bunların ileride sorun olacağını söyleyip yıkacağız diyerek oradaki arkadaşlara yeni ASM’ler yapmak yerine yeni konteynerler verilmesini gösterebiliriz. İkinci yıl sonunda konteynere taşındılar. Düşünebiliyor musunuz? Elektrik kesilince tüm işlerimiz duruyor; reçete bile veremiyoruz, takipler mümkün değil, hastalarımız üşür, internet de yok. Üstelik yeni bir yönetmelik yayınladılar. Bu yönetmeliğe göre hastalarınızı çağıracaksınız, takiplerini yapacaksınız, kanlarını alacaksınız, psikoloğa, diyetisyene, mamografiye göndereceksiniz. Ne kadar güzel düşünmüşler gibi görünüyor. Ama konteynerde nasıl kan alacaksınız? Mamografiye göndereceksiniz, KETEM’e göndereceksiniz. 400.000 nüfusluk Antakya’da KETEM konteynerde, mamografi yok. Defne’ye gönderiyoruz; Antakya, Samandağ, Yayladağı, Altınözü, bu ilçeler için tek bir mamografi merkezi var, o da Defne’de. Bu yeni yönetmeliğe göre hastamız 6 ay gelmezse maaşımız kesilecek. Depremden sonra insanlara ulaşamıyoruz ki, devlet de ulaşamıyor. Hadi ulaştık, gelmeyen kesim de gençler, hastalığı olmayanlar, bir iş bulmuş oluyor, “ben nasıl geleyim doktor bey?” diyorlar.
Öyle saçma sapan, bölgeye uymayan şeyler… Her şey çok güzelmiş gibi, kafalarında şekillendirdikleri tabloya inanıyorlar. Ben sürekli söylüyorum, basında da bunlar vicdansız, iş bilmez, bürokratlar diyorum. Oturdukları yerden, ayaklarını uzattıkları yerden, kahvelerini ya da ne ise içtikleri yerden oturup yazıp çiziyorlar. Gelin bakalım, bölgeyi gelsenize, konteynerde bir hekimlik yapın bakalım. Oradan yapıyorlar ve zorluyorlar. Yapmazsanız maaşınız kesilir. Zaten buradaki çalışanlar sürgün bir yerde. Burası çocuğunuzun gideceği yer değil. Kreş yok, ulaşım yok. Ulaşım hastalarımız için de çok önemli. Hastalar evde kendi kendilerine iyileşmeyi bekliyorlar fakat toplu taşıma, gidecekleri hastaneye ulaşım bile yok. Kısacası, ciddi bir sorundur. Sağlığı sadece insanın bedeni olarak görmek yetmez, çevresi, sosyal yaşamı, ruhsal durumuyla birlikte tam bir iyilik halidir. O zaman şunu diyebiliriz: Şu an sağlıklı insan yok, bildiğiniz gibi ciddi psikolojik desteğe ihtiyaç var. İhtiyacı olanlar destek alıyor.

Çocuklardan bahsettiniz, küçük yaşlardaki çocuklarda beslenme yetersizliğine dair veriler var. Çocuk izlemleri yapılabiliyor mu? Ulaşım sorunları bunu da etkiliyor olmalı. Sosyal alanlar olmadığı gibi beslenmeye, sağlıklı gıdaya erişimde de ciddi sıkıntılar var. Genel olarak bu konuda izlenimlerinizi paylaşır mısınız?
Birinci basamak, insanların ulaşabileceği yer olmalı. Diyelim ki 100.000 kişi ulaşamıyor. 100.000 kişi ne demek biliyor musunuz? Türkiye’de birkaç ilin nüfusu kadar. 100.000 kişi ulaşamıyor. Bir o kadar da insan aile hekimini biliyor ama nerede olduğunu bilmiyor; aile hekiminin yeri belli değil. Hadi geldiler, ulaştılar, takiplerini yaptık, düşük kilolu gördük. Ne yapacağız? Konteynerde küçücük bir mini buzdolabı var. Gıda saklayacak yer yok, o da gıdaya ulaşabilirlerse. Okula gönderebilirlerse çantalarına koyacak gıda yok. Deprem bölgesindeki öğrencilere, aslında tüm Türkiye’de olması gerekir ama, en azından deprem bölgesindeki öğrencilere ücretsiz bir öğlen yemeği verilmesi gerekir. Bu okullaşmayı bile artırırdı; çünkü okula gönderemiyorlar, çocuk aç ve susuz kalıyor. İktidar su bile vermiyor. Bu ortamda çocuklar sağlıklı gıdaya ulaşamıyor. Nasıl sağlıklı beslenmeleri beklenir ki? Farklı sonuçlar çıkması nasıl beklenir ki? İki tane bodurluk-malnütrisyon çalışması yaptık. Hatay’da %6 civarında çıkmıştı, biz uyardık, gıda eksikliği var, bu artacak dedik. Sekiz ay sonra da Adıyaman’da yaptık malnütrisyon çalışması, orada %14 çıktı (2).
Bu çok önemli, biz bir nesil kaybediyoruz. Bu durum sadece fiziksel sağlıkla ilgili değil, beslenme aynı zamanda zekâ gelişimini de etkiliyor. Bu konuda yapılacak çalışmalar farklı sonuçlar verebilir.
Hastaneler için de bakanlık “her şey yolunda” mesajları veriyor. Hastaneler, altyapısal sorunlardan bağımsız olarak, yatak kapasitesi, tetkiklerin yapılması gibi başlıklarda ne durumda?
Antakya merkezde üç tane özel hastanemiz vardı; yıkıldılar. 900 yataklı büyük hastanemiz yıkıldı. Ek olarak, Hatay Eğitim Araştırma Hastanesi ve ek binası yıkıldı. Bunların yerine ne yapıldı? Resmi rakamlara göre, 550 yataklı bir hastane kuruldu. Geçenlerde valiliğin yatırım projesini inceledik. Antakya’da 550 yataklı bir hastane kuruldu ama bunun 350 yatağı aktif, diğerleri kullanılmıyor. Yatak sayımız üçte bire düştü. Yoğun bakım sayımız çok düştü. Acil servisteki hastalar bu nedenle kaybediliyor. Yan dalların bazıları gitti, gelenler de bir an önce gitmek için uğraşıyor. Konteynerde kalıyor hekimlerin bazıları… Bir insanı burada nasıl tutacaksınız?
Bu koşullara ailelerini getiremiyorlar. Çocukları bu toz ve toprak içinde ne yapacak? Eğitim yok, sosyalleşebilecekleri alanları yok. Belki kurslara gönderecek çocuğunu ama onlar da mevcut değil. Aileler başka yerde kalıp buraya gelmiyor ve gün sayıyorlar haklı olarak. Antakya’nın farklı bir özelliği vardı, tercih edilirdi, burada kalınırdı. Hatta depremde hekim ve sağlık emekçisi kaybımızın büyük nedeni çevre ilçelerde görev yapan hekim ve hemşirelerin Antakya merkezde kalmasıydı.
Pek çok şeyi konuştuk, yapılması gerekenler aslında belli. Meslek örgütlerine, uzmanlık derneklerine, Hatay’a dair çalışmış kişi ve kurumların görüşlerine başvurulmadığını da anlıyorum anlattıklarınızdan. Peki, bu söyleşiyi okuyabilecek kişilere bir çağrınız var mı? Hatay’ı gelip görme çağrısını ben yapmış olayım öncelikle.
Hafta sonu Mersin’deydik, orada Mersin – Antakya dayanışma hattı var. Bu şekilde Ankara ve İstanbul’da da etkinlikler yapılıyor; o arkadaşlara teşekkür ediyoruz ama yeterli değil. Bu durumu izah edecek gibi değil. Gazze’de nasıl bir durum varsa, maalesef burada da aynı; yüzbinlerce insan etkileniyor, gelecek neslimiz etkileniyor. Sesimizin okuyucular tarafından duyurulmasını ve duyulmasını isteriz. Sürekli övündüğümüz bir şey var: Bir medeniyetler şehridir Hatay. Tarihi, sadece Antakya için değil, tüm dünya için önemlidir. Düşünün, Hristiyanlık adının konulduğu yer burası, birçok ilkin olduğu yer. Birçok inancın, etnik grubun barış içinde yaşadığı yer. Hatay’ı ötelememek lazım. Hatay’ın, Antakya’nın sorunlarını gündemde tutmak gerekiyor. Buradaki durum gerçekten çok kötü. Sağlık Bakanlığı’na da diyorum ki birazcık bize doğru dönsünler. Dönmüşler sırtlarını, yüzlerini dönsünler.
Zaman ayırdığınız için çok teşekkürler. Kolaylıklar dilerim.
(1) https://temizhavahakki.org/deprem-bolgesinde-gorunur-tehlike/