KADINA YÖNELİK ŞİDDETİ BELGELEMEK

Dün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü idi. Bir günle biter mi; hele İslamcı gericiliğin şahlan(dırıl)dığı, ulu orta savaş çığırtkanlığının yapıldığı, ırkçılığın körüklendiği, yoksulluğun ve sınıfsal çelişkilerin gün be gün derinleştiği, şiddetin gündelik hayatın bir parçası olarak meşrulaştırıldığı ülkemde… Biz de bu mücadelenin en önemli parçalarından, şiddeti görünür kılmanın en etkin araçlarından biri olan “belgeleme” boyutuna bakalım bugün.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yaklaşık bir yıl önce bugünlerde “Eş Şiddetine veya Cinsel Şiddete Maruz Kalmış Kadınlar için Sağlık Hizmetleri – Klinik Bir Elkitabı” başlıklı bir kılavuz yayınladı. Bu kılavuz, hekimlere şiddet nedeniyle ve/veya başka nedenlerle başvuran şiddet mağduru kadınlara dair bir yaklaşım öneriyor ve olası şiddet mağduriyeti vakalarına ilişkin göz açıklığı sağlıyor.

Kılavuz, hekimlerin kadına yönelik şiddeti etkin bir şekilde belgeleyebilmesini, şiddet mağduru kadınların ise özellikle yargı sürecinde ellerinin güçlü olmasını ve etkin bir şekilde tedavi olabilmelerini sağlıyor. Kılavuzun toplumsal açıdan önemli yanı ise, kadına yönelik şiddet vakalarının belgelenerek bu şiddetin görünür kılınmasına ve mücadele zeminine taşınmasına olanak vermesi.

Kılavuzda hekimlerin izlemesi önerilen beş ana madde tanımlanıyor:

1. Dinlemek: Şiddet mağduru kadınları dikkatlice, empati ile ve yargılamaksızın dinleyin.

2. Gereksinimleri ve endişelerini sorgulamak: Şiddet mağduru kadınların duygusal, fiziksel, sosyal ve gündelik (örneğin çocuk bakımı) ihtiyaçlarını ve endişelerini değerlendirin.

3. Onaylamak: Şiddet mağduru kadınlara onları anladığınızı ve inandığınızı hissettirin. Suçluluk duygusu hissetmemelerini sağlayın.

4. Güvenliği sağlamak: Yeniden şiddete maruz kalırsa kendisini daha ileri zararlardan koruması için bir planlama yapın.

5. Destek: Şiddet mağduru kadınları gerekli bilgilere, hizmetlere ve sosyal desteğe erişmek için destekleyin.

DSÖ, bu beş temel madde çerçevesi ile şiddet mağduru kadınlar ile nasıl iletişim kurulması gerektiğinden, tedavi ve rehabilitasyon sürecine kadar sorunu “tıbbileştirmeyen” faydalı bir kaynak ortaya koymuş. Henüz saha denemesi aşamasında bulunan ve bu nedenle Türkçesi bulunmayan bu kılavuzun tamamlandığında Türkçe çeviri ile yayınlanması için gereken adımın Türk Tabipleri Birliği tarafından atılmış olduğu bilgisini de verip yine ülkemize dönelim.

Türkiye’de sağlık(sızlık) sisteminin hali ortada; bir hekime başvurduğunuzda size beş dakika ayrılabiliyorsa şanslısınız, çünkü bu süre pek çok sağlık merkezinde ne yazık ki beş dakikanın dahi altında. Yani muayene odasına girdiniz, şikayetinizi söylediniz, vakit varsa muayene oldunuz, vakit yoksa elinizde bir elektronik reçete numarası ile odadan çıktınız; etti üç-dört dakika. Şiddete mi maruz kalmıştınız, sosyal bir desteğe mi ihtiyacınız vardı, hatta sosyal güvenceniz var mıydı, işsiz miydiniz, can güvenliğiniz mi yoktu; popüler deyimle “kafanızda deli sorular” eczanede aldınız soluğu.

Elinizdeki numarayı eczacıya verdiniz, size iki-üç kutu ilaç verildi, ama bilmem kaç lira karşılığında; cebinizde para var mıydı, neden bu ilaçları kullanmalıydınız, ne kadar süre boyunca kullanmalıydınız, varsa diğer ilaçlarla etkileşir miydi derken yine kafanızda deli sorular, soluğu evde aldınız. Canlılığın en dürtüsel öğrenme yolu ‘deneyim’; isterse gördüğünüz şiddetten kafanız kırılsın, gitmezsiniz bir sağlık kurumuna bir daha. Çünkü deneyimlerinize göre sizi dinleyen, derdinize derman olan birileri yok; üstüne bir de para alıyorlar üstelik!

Bu arada atlamayalım; tıp eğitimi müfredatında kadına yönelik şiddete ilişkin bir içerik yok. Yani toplumda bu kadar yaygın olan, her gün binlerce kadının maruz kaldığı ve ne yazık ki her yıl yüzlerce kadının canından olduğu bu toplumsal soruna ilişkin bir farkındalık ile yetişmiyor ülkemizde hekimler…

Toplumsal olup da sağlığın kapsamadığı, etkileşmediği ve dönüştürmediği hiç bir şey yok. Sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılması, niteliksizleştirilmesi, bütünlüğünün bozulması gibi başlıklarda uzun yıllardır verilen ve “Herkese eşit, ücretsiz, nitelikli sağlık” sloganı ile özetleyebileceğimiz mücadele kadına yönelik şiddetin belgelenmesi ve iyileştirilmesi anlamında da hayati bir yere sahip. Bunun yanında, mevcut sağlık(sızlık) sisteminin kendisi hasta mahremiyeti sorunları, kürtaj yasakları, fişlenme, üreme sağlığı hizmetlerinin kısıtlanması gibi nedenlerle başlı başına kadına yönelik ‘başka türlü bir şiddeti’ de üretebiliyor.

Bu nedenlerle; eşit, ücretsiz ve nitelikli sağlık hakkı talepleri kadın mücadelesinde olmazsa olmaz bir kolu tutmalı ve somut taleplerle somut mücadele zemininde işlenmeli. DSÖ’nün yukarıda kısmen ele aldığımız kılavuzu somut talepler üretmek açısından faydalı olabilir.

Şiddetin belgelenmemesi ve iyileştirilmemesi sadece maruz kalınan şiddetin etkilerini yıllar boyunca yeniden üretmekle kalmıyor, ayrıca hesap sorulabilirliği de ciddi derecede güçsüzleştiriyor. Tüm bunlarsa hem şiddetin birincil uygulayıcılarına hem de onların riyakar iktidarına yarıyor… Öyleyse saflarımızı sıklaştıralım, kadına yönelik şiddeti önlemek için de “herkese eşit, ücretsiz, nitelikli sağlık” diyelim ve bu başlıktaki taleplerimizi somutlaştırmak için hemen kolları sıvayalım!

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir