“YA UYANAMAZ DA MASADA KALIRSAM DOKTOR?”

“Baynazar Mohammad Nazar dört çocuklu bir baba, bir eş, Kunduz’da Sınır Tanımayan Doktorların hastanesine yönelik saldırıda öldürülen bir hasta idi. Bu, onun öyküsü” diye başlıyor yazı.

Başlığın altında hayatımda gördüğüm en güçlü fotoğraflardan biri: Bir ameliyathane ve bir sedye var, ama alışkın olduğumuz floresan ışıklı, tertemiz ameliyathanelerden değil, hasta da öyle; sahi cerrahlar da yok ortada…

Ortalık darmaduman, yıkık dökük, sedyede bir insan, ama canlı değil, hatta belli ki çok olmuş öleli, üzerinde çatıdan düşen plakalar…

Bir ameliyathanede olmaması gereken ne varsa her şey bu karede; hatta bir ameliyathanenin varlık nedeninin, yani “yaşatma”nın aksine ne varsa… Ölümün bir “GİRİLMEZ” yazısı ile karşılandığı ameliyathaneye doğal olmayan yollarla sızmış bir türevi; idrak etmesi güç bir öldürme hali…

Tanrı, ve tüm kadim inançların kayıp ruhları; neredesiniz? Ya da boş verin, bunun ‘yazgı’ olduğuna inananlardan değilim…

İyi si mi Andrew Quilty’nin Kunduz’dan aktardıklarını çevireyim:

“Birinci ameliyat odasının sedyesi boştu, yalnızca ince bir toz tabakası vardı üzerinde. İkinci oda daha kötü vurulmuştu. Kolları ve bacakları gerilmiş, sırt üstü konumda, sol koluna takılmış kelebek iğne ile bir adamın ölü bedeni sedyede uzanıyordu. Gövdesinde tentürdiyot ve toz karışımı lekeler vardı, sağ uyluk bölgesi çelik bir kelepçe ile sabitlenmişti. Omuzlarında ve göğsünde üzerine düşen cerrahi perde, karın bölgesinde ise yine üzerine düşen tavan paneli vardı. Hastanın yastıkla desteklenmiş olan kafasından geriye sakallı bir çene kalmıştı; kafasının gerisi şarapnel veya daha büyük bir mühimmat ile parçalanmıştı.”

Kunduz’daki hastanenin hekim ve sağlıkçıları hava saldırısının olduğu gün 18-20 saattir çalışmaktaydılar; bir kısmı ne yazık ki saldırıda öldürüldü… O gün ameliyathanede otuzdan fazla ameliyat yapılmıştı ve sırada on ameliyat daha vardı. Hastanenin hava saldırılarının hedefi olacağı anlaşılınca, MSF ekibi oranın bir hastane olduğuna dair uyarıları defalarca yapmış, hastanenin koordinatlarını paylaşmıştı; ancak yanıt alınamamıştı, göz göre göre, bile isteye hastane vurulmuştu…

Bölgenin en kapsamlı travma hastanesi olarak işlev gören bu hastane artık yok; bilimsel tıbbı sonuna dek savunmakla birlikte, dilerim ki bölge halkı kadim şifa anlatılarını unutmamıştır…

Cerrahi branşlardaki stajlarımdan en çok hatırımda kalan, ameliyat olacak yakınlarımdan en çok duyduğum soru; “Ya uyanamaz da masada kalırsam Doktor?” Sağlık hizmet ve kurumlarını hedef alan şiddet o kadar yaygınlaşır oldu ki, durumun yaygınlığı tıbbi literatürü zorlar nitelikte. Yani ameliyat sonrası istenmeyen durumlar listesine bu gibi masada kalma hallerinin de eklenmesi an meselesi. Yakın zamanda “Valla seni masada bırakmamak için biz çok çabalayacağız ama silahlı saldırılar için bir şey diyemeyiz…” gibi cevaplar üretmek zorunda kalabiliriz…

Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. Yüzlerce yıllık mücadelelerin kazanımları olan uluslararası sözleşmeler, bildirgeler, ilkeler, kurallar,… hepsi ve insanlığın tüm ilerici kazanımları adeta unutulmaya yüz tutan kadim öyküler misali ‘eski’ anlatılara dönüştürülüyor. Tüm değerler, ilkeler eski bir masalın geçtiği gerçeküstü atmosferinin tasvirleri kadar uzak.

Fiilen uygulanan/uyulan hiç bir ‘ortaklık’ yok, kalmadı. Kuralsızlık, değersizlik, ilkesizlik hüküm sürerken en çok zararı sivil insanlar, halklar görüyor; öldürülen, yerinden edilen, tecavüz edilen, işkence gören, hesap sorma kanallarının kapalılığı ile çaresizliğe gömülen milyonlarca insan…

Baynazar’ın kızının babasının mezarı başındaki haykırışında sanki, içinde henüz doğmamış o en büyük isyanı da barındıran acı, hepimizin ortak acısı: “Babacığım, bisikletini yıkadık, uyan lütfen, evine dön artık…”

Bu koca hiçlik, kuralsızlık, ilkesizlik, değersizlik hükümdarlığının saldırganca silmeye, yok etmeye çalıştığı kolektif hafızamızın isimleri unutturulmuş hayaletleri mi olacağız, tarihin gerçek özneleri mi? Bundan daha büyük bir sancımız olduğunu sanmıyorum…

‘Yazgı’ tesellisini reddederek çıktıysak yola, ve buluşabiliyorsak boyun eğmeyen başkalarıyla, yalnızca özneleri değil, hayalet avcıları bile olabiliriz tarihimizin; bunu başarabilen büyüklerimiz yok değil, üstelik onların yol gösteren hikayeleri hala diri hafızalarımızda, bilgilerimizde…

O hikayeler, bizim hikayelerimiz başka bir yazının konusu olsun, ve her şeye rağmen, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günümüz kutlu olsun…

Bunun yanında, bugün ikinci ayında olduğumuz 10 Ekim Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi Katliamı da kolektif hafızamızın asla ve asla unutturulamayacağı bir parçası olsun…

NOT: Ben bu satırları yazarken/çevirirken, Sınır Tanımayan Doktorların Yemen’deki hastaneleri Suudiler ve Koalisyon güçleri tarafından bombalandı. Saldırıda şans eseri ölen olmazken, ikisi Sınır Tanımayan Doktorlar çalışanı dokuz kişi yaralandı; yaralılardan ikisinin durumu ağırdı.

Kaynak

The Man on the Operating Table, Andrew Quilty; Foreign Policy

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir