Toplumsal Cinsiyet ve Sağlık

AKP iktidarıyla hayatımızın her alanına yayılan gericilik dalgası tıbbı ve sağlık hizmetlerini de etkisi altına almış durumda. Bu gericileştirme programından en çok zarar görenlerin başında ise kadınlar ve LGBTİ’ler geliyor.

Kadınların sosyal hayatta var olmasına tahammül edemeyen iktidar, sağlık politikalarını da bu yönde düzenliyor. Kürtaj olanakları gittikçe sınırlandırılıyor, kürtaj yaptıran kadın adeta fişleniyor. Böylelikle kadın sadece çocuk doğuran, evde oturan ve çocuklara bakan bir varlığa dönüştürülmeye çalışılıyor. Tecavüz oranları ve kadına uygulanan şiddet katlanarak artarken devlet tüm kurumlarıyla mağdurun değil suçlunun yanında duruyor. Öyle ki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı televizyonlarda ‘’Anası tecavüze uğradıysa çocuk niye ölsün, anası ölsün.’’ diyebiliyor. Tecavüze uğrayan bir kadın, kendisine en büyük desteği sağlaması gereken sağlık kurumlarında bile ‘’Öyle giyinmeseydin, o saatte orada gezmeseydin’’ gibi aşağılanmalara maruz kalabiliyor.

Lgbti’ler hayatın her alanında zorluklar yaşarken bir de sağlık hizmetine ulaşmadaki sorunlarla uğraşmak zorundalar. Çoğu hekim cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim konusunda oldukça bilgisiz, bilimsel bilgiye dayanmayan çeşitli inançların ve önyargıların etkisi altında. 2010 yılında, bir hekim olmayan Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf ‘’Ben eşcinselliğin biyolojik bir hastalık olduğuna inanıyorum, tedavi edilmesi gereken bir şey bence’’ dedi, oysaki Amerikan Psikiyatri Derneği 1973 yılında eşcinselliği insanların sağlıklı cinsel yönelimlerinden biri olarak tanımladı. Toplumun geri kalanı tarafından kabul edilmemek bir yana, eşcinsel kişiler sağlık çalışanları tarafından bile hor görülüyor, kötü muameleye maruz bırakılıyor.

Trans kadınlar / erkekler eğitimden, çalışma hayatından dışlandıkları gibi düzgün sağlık hizmeti de alamıyorlar. İstanbul (Çapa) Tıp Fakültesi’nde bile ameliyat  masasındaki hastaya “Kesin HIV’lidir bu” “Kadın mı erkek mi bu şimdi” gibi küçük düşürücü sözler sarf edilebiliyor.

Hekimin ilk görevi tedavi etmek değil korumaktır. Sosyal hayata katılmayan, üretmeyen, topluma entegre olamayan bir insanın sağlığını en güçlü farmakolojik ajanlarla bile koruyabilmek mümkün değil. İşte bu nedenle kadınların, lgbti’lerin hatta heteroseksüel erkeklerin bile sağlıklı hayatlar sürdürebilmeleri için bu cinsiyetçi gerici fikirlerin kırılması gerekiyor.

Sağlık hakkı; dil, din, milliyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği kaynaklı ayrımcılık olmaksızın herkesin sahip olduğu bir insan hakkıdır. Ancak sağlıkta cinsiyet / cinsel yönelime dayalı eşitsizlik ciddi boyutlarda. Bu konuda biz hekimlere oldukça fazla iş düşüyor. Hekimler olarak herkese yeterli, ücretsiz ve eşit sağlık hizmeti sunmak bizim görevimiz. Sorumluluğumuzun farkında olmalıyız. Sağlıklı bireylerin ancak sağlıklı bir toplumda var olabileceğinin bilinciyle bu sağlıklı toplumu oluşturabilmek için elimizden geleni yapmamız gerekiyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir