SÜNNET EDİLECEK KLİTORİS YOK, BAŞKA KAPIYA!

Baştan söyleyeyim; 2016 yılının 8 Mart haftası için kadın sünneti konulu bir yazı yazmak istemezdim, bu gibi insanlık suçlarının kökünü hala kazıyamamış olmak bir hayli can yakıcı.

Kadın sünneti (FGM: Female Genital Mutilation)  tıbbi olmayan gerekçelerle kadın cinsel organlarına tamamen veya kısmen zarar verilen işlemleri kapsıyor. FGM’nin dört ayrı tipi bulunuyor; tip 1 olarak tanımlanan ve klitorisin kısmen veya tamamen alınması anlamına gelen “klitoridektomi” en yaygın uygulanan işlem. Diğer işlemlerde de klitoris veya vajina dudakları kısmen veya tamamen harap ediliyor. İşlemin en sık uygulandığı yaş aralığı ise bebeklik dönemi ile 15 yaş arası.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Şubat 2016’da güncellediği FGM bilgi notunda FGM’nin hiç bir tıbbi gerekçesi olmadığını, kadınların sağlığı için hiç bir yarar sağlamadığını, aksine işeme fonksiyonlarını bozması, kist ve enfeksiyon oluşumuna neden olması, doğum esnasında istenmeyen sonuçlar yaratabileceği, cinsel ilişkiden haz almayı önlemesi bakımından pek çok psikolojik soruna neden olabileceği gibi zararlarına dikkat çekiyor. İşlem, ölümle dahi sonuçlanabiliyor.

Gerekçelerin tıbbi olmadığını baştan söylemiştik; kadının libidosunu ortadan kaldırmayı, evlilik öncesi bekareti ve evlilik sonrası “tek taraflı” sadakati hedefleyen bir işlemin nesi tıbbi olabilir ki? Öyle ki, bu işlemi uygulayanlar çoğunlukla herhangi bir sağlık eğitimi veya bilgisi bulunmayan kişiler.

Kadın sünnetinin günümüzde en yaygın görüldüğü yani tüm kadınların en az yüzde 80’inin FGM’ye maruz bırakıldığı ülkeler Mısır, Sudan, Mali ve Somali. Irak, Yemen, Etiyopya, Kenya, Nijerya, Uganda yine FGM’nin sık görüldüğü ülkeler arasında. Dünya çapında her yıl en az 200 milyon kadın ve çocuk FGM riski altında, en yoğun risk ise Kuzeydoğu Afrika, Ortadoğu ve Asya’da. Kültürel norm, inanç sistemlerinin buyrukları ve toplumsal zorlamaların yanında, FGM’nin yaygın olduğu bu bölgelerde uzun yıllardır devam eden çatışma koşulları ve zorla/zorunlu göç akımlarını görmezden gelemeyiz.

Savaş ve çatışma ortamlarının yaygınlaşarak sürdüğü ve zorla ve zorunlu göçün almış başını gittiği her tarihsel kesitte en büyük mağdurun kadınlar olduğunu artık adımız kadar iyi biliyoruz. Çatışma koşulları ve göç kadına sistematik şiddet, cinsel şiddet, psikolojik travma ve kronik hastalıklarda artışı getiriyor. Cinsiyete dayalı bir şiddet biçimi olan “kadın sünneti”nin de bu koşullarda kontrol edilemediğini ve de edilemeyeceğini ön görmek saflık olmaz.

Yoğun göç akını öncesinde Avrupa genelinde her yıl en az 180 bin kadın ve çocuğun FGM’ye maruz bırakıldığı hesaplanırken, aşırı ve kontrolsüz göçün bu verileri arttırılacağı ön görülüyor. Avrupa ülkeleri kadın sağlığı ve özel olarak FGM konusunda ne yapar/bir şey yapar mı bilemeyiz; ancak bir Avrupalı çıkıp da şiddetin ve özellikle cinsel şiddetin bir hayli yaygın olduğu, intihar oranlarının tavan yaptığı, koşulların insanlık dışı olduğu göçmen toplama kamplarında FGM’yi önleyeceklerini söyleyecek olursa, en hafif haliyle ona gülüp geçeriz…

Türkiye’de kadın sağlığı penceresinden durum zaten içler acısı. Üreme sağlığı hizmetleri verilmiyor, kadınlar erkeklerin ettiği tecavüz sonrasında bile yine erkekler tarafında şekillendirilen politikalarla doğurmaya zorlanıyorlar, şiddet ve cinsel şiddet belgelenmiyor, şiddet mağduru kadınların rehabilite edilebileceği yeterli ve nitelikli bir yapılanma yok ve bir yandan da gericilik dört kolla kadın bedenine saldırıyor.

Tablo zaten böyleyken, ülkede çoğu kadın olan ve sayıları 3 milyonu bulan göçmen söz konusu. Türkiye’ye en çok göçmen şu an dünyada en çok göç veren ülke konumundaki Suriye’den gelse de, Türkiye Ortadoğu’nun genelinden göç alan bir ülke. Daha bir kaç gün önce Aile Bakanlığının videosunda çocuk gelin gösterilir ve gün aşırı dinci gerici söylemler duyarken, bu düzenden kadınların libidosunu ortadan kaldıran FGM’ye karşı önlem alan bir politika yapıcılığı beklemek saflık olur.

Şayet ben endişeliyim; ülkemde bebeklerin, çocukların ve genç kadınların bedenine merdiven altı yerlerde FGM yapılması olasılığını düşündükçe canım yanıyor. Daha öncesinde de pek çok kez tartışmaya açtığımız gibi; nasıl laikliği savunmak ve uğruna mücadele etmeyi işçi sınıfının çıkarına atfediyorsak, benzer şekilde bugün kadın sağlığı ile ilgili yürütülecek her türlü somut mücadele gericiliğe, sınıf düşmanlığına, bilim dışılığa ve erkek egemen faşizme karşı yürütülecektir.

Erkek egemen faşizmin sünnet ettirdiği kadınlarımızın cenazelerinde saf tutmak zorunda kalmayalım; mücadelemizi örelim, büyütelim, somutlaştıralım. Yine daha önceki bir yazıya ithafla; “Öyleyse mücadelemizde saflarımızı sıklaştıralım, kadın sağlığı başlığındaki taleplerimizi somutlaştırmak için hemen kolları sıvayalım!”

Kaynaklar

  1. Female genital mutilation
  2. FGM
  3. FGM in Europe
  4. Female genital mutilation (FGM) frequently asked questions
  5. Kadına yönelik şiddeti belgelemek

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir