Sağlıkta eşitsizliklerin şarkıları

Türkiye’nin sağlık gündemi doğum eylemi başlamışken rahim içine itilmesi nedeniyle oksijensiz kalan bebeğin ölümü, normal doğum sonrasında gelişen kanama nedeniyle hayatını kaybeden kadın doktor, hastanelere atanan imamlar, “Bir kereden bir şey olmaz” diyen hekimler, ülkenin en büyük meslek örgütlerine yapıştırılmaya çalışılan “terörist” yaftaları ile meşgulken, Avrupa’nın diğer ucunda, İngiltere’de iki ciddi mesai göze çarpıyor. Bunların ilki ülkenin gündemine vurucu bir etki ile oturan genç hekimlerin hem kendi hakları hem de halkın sağlık hakkı için verdikleri yaratıcı emek mücadelesi. Diğeri ise yazımızın konusu; “Song of Contagion”*, yani deyim yerindeyse “(Bulaşıcı) Hastalıkların Şarkısı”.

Song of Contagion, bazı hastalıkların toplumsal etkileniminin ve etkisinin diğerlerine göre daha fazla olmasını özgün bir biçimde ele alan yeni bir müzik projesi. Türkiye’de 23 Nisan’lar çocuksuzlaştırılmaya çalışıladursun, bu projenin ilk ayağı çocuklara müzik sevgisini ve ilgisini aşılamayı amaçlayan bir kurum olan Halk Müziği Büyük Birlik Orkestrası ve bir epidemiyolog olan Elizabeth Pisani ile 23 Nisan’da Londra’da başlatıldı. Müzisyenler ve halk sağlığı uzmanları bir araya gelerek, dikkatleri çekmek istedikleri hastalıkları belirlediler ve bu hastalıkları güfteye ve besteye döktüler. Ekip, 2017 ilkbaharında ilk konserini vermek için kolları sıvarken, eşitsizliklerin derinleştirdiği halk sağlığı sorunlarına dikkat çekmeye çalışacaklar.

İnsan ister istemez düşünüyor; biz de şimdi otursak, sıvasak kolları, Türkiye’nin sağlıkta eşitsizlik şarkılarının güfte ve bestelerini yaratsak nasıl olur?

Benim iddialı olmayan yaratıcılığımdan iki tür müzikal eser çıkıyor; biri ağıtlar. Ölümlerimizin bile eşit olmayışını, öğlen güneşine dahi çıkılamayan soluksuz madenleri, merdiven altı atölyelerde üç kuruş uğruna vaz geçilen akciğerleri, tecavüzden sonra bile doğurmaya zorlamaları, işkence muayenelerini, aşısız çocuklarımızı, (aşısızlığa da şükür) ölü çocuklarımızı, kendisi bir hastalık hali olan zorla göçü, savaşı, … ağlayan ağıtlar düşüyor dilime mırıl mırıl…

İddiasız yaratıcılığım peşi sıra ikinci türü düşürüyor dilime, ve ayaklarım ritim tutuyor; marşlar. Kurtuluşumuz bizi hasta eden herkes ve her şeyden, gümbür gümbür, gürül gürül; henüz yazılmamış, mırıldanmamış, hayal edilmemiş marşlarımız…

İnsanız, ve bazen ihtiyaç duyar insan yeniden inanmaya. Müzik hep iyi gelir; iyileştirerek başlar işine, yenileyerek de bitirir. Song of Contagion neyi nasıl iyileştirecek göreceğiz; belki bu arada biz de ağıtlara doymuş dillerimize yeni bir zafer marşı çalmış oluruz, ne dersiniz?

*http://songofcontagion.com/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir