Sağlığın yeniden doğuşu: Küba

Küba devriminin ilk 5 yılında ülkedeki 6000 doktordan 3000’i ülkeyi terk etti. Fakat kendi konforları için Miami’ye kaçanlar kadar ülkede kalmayı tercih eden doktorlar da mevcuttu. Peki neden kaldılar? Daha da önemlisi, hem iki katı hastayla karşı karşıya kalıp hem de ciddi bir dönüşümün nasıl öncüsü oldular?

Devrimden 10 yıl sonra, Fidel Castro 1959 Ocak ayında Küba’nın nasıl bir sağlık sorunu ile karşılaştığını şöyle anlatıyor:

“Ulusal sağlık planı yoktu. Hükümetin sağladığından daha iyi hizmet sunan yarı-resmi ve özel hizmetler, koruyucu değil tedavi edici tıbba yönelim,  kırsal ve bazı kentsel bölgelerin terk edilmesi, bireysel tıp,  merkantilizim,  özel hizmetler arası rekabet, ve tüm  bu dönüşümlerin onların faydasına olacağından habersiz bir toplum ile birlikte yönetimin merkezileştirilmesi için çabalıyorduk.”

Fidel’in gözlemlerine ek olarak, o dönemde güvenilir bir sağlık göstergesi bulunmuyor, mezun olan doktor ve diş hekimi sayısı yetersiz kalıyor ve ciddi fon yetersizliği  içinde olan küçük birkaç araştırma merkezi dışında  bunlara çözüm arayacak araştırma merkezi bulunmuyordu.

Devrimin ilk yıllarında asıl görev bir sağlık sistemini sıfırdan oluşturmaktı. 1963 yılına kadar devrim hükümeti kırsalda 122 sağlık merkezi 42 hastane kurmuştu. Buralarda toplam 1155 yatak, 322 doktor ve 49 diş hekimi bulunuyordu.

Başlıca görevi yerine getirmek için basamaklı sağlık sisteminin kurulması gerekiyordu. 1960 Ocak ayında, devrim hükümeti tarafından Ministerio de Salud Pública (MINSAP,Halk Sağlığı Bakanlığı) kuruldu ve Köy Sağlık Hizmetleri oluşturuldu.

Bu devrimci dönüşümlerin sadece sağlık alanındaki yasalar ile gerçekleştirilmesi mümkün olamazdı. Harabeye dönmüş Küba’nın bir seferberliğe ihtiyacı vardı. Kısa süre içerisinde işsizliğin sona ermesi için yoğun çalışma başlatıldı. 350.000 şeker kamışı işçisinin maaşları yükseltildi, emeklilik sistemi uygulanmaya başladı, plajlara erişimde ayrımcılık kaldırıldı, 10.000 yeni derslik inşa edildi ve 3000 öğretmen kırsal bölgelere gönderildi. Yeni getirilen sistemle gıda ve tüketim malları eşit bir şekilde dağıtılmaya başlandı. En iyi bilinen seferberlik kampanyası ise okuma-yazma üzerine oldu. Devrim birkaç yıl içinde cehaleti sıfırlamıştı.

Tıbbi dönüşüm bu sosyalist değişimin en büyük parçası oldu. 1960 Şubat ayında daha önce hiç doktor uğramamış kırsal bölgelere 357 doktorluk öncü grup gitti. Çoğu köylülerin evlerinde kalıyordu. Başlangıçta koruyucu sağlık hizmetinden önce iyileştirici sağlık hizmetine acil ihtiyacı olan bir çok insan buldular. Ama bir yandan da koruyucu hekimliği hakim kılmak için kararlılardı: 1960 yılı sonuna kadar sadece bir yıl içinde doktorlar 1954-59 yılları arasında yapılanın iki katı kadar DPT(Difteri-Boğmaca-Tetanoz) aşısı yaptılar.

Sıtmaya karşı 1961 yılında kampanya başlatıldı. Sonraki yıl çocuk felcine karşı ilk ulusal aşı kampanyası başladı. Bunu takiben temiz su kaynakları çalışmaları, gastroenterit kontrolü ve sağlık personeli yetiştirme için büyük bir çalışma başlatıldı

Küba’nın kırsal kesimlerindeki manzaralar çalışmalara katılanları çok derinden etkiledi. Çalışmaya katılan doktorlardan Dr. José Gilberto Fleites Batista “Susuz kalmış perişan haldeki küçük çocukları hiçbir zaman unutmayacağım. Enfektif ishal olmuşlardı, biz onlara intravenöz infüzyon yaptık. Orada olmasaydık o çocuklar susuzluktan ölmüş olacaktı” diye anlatıyor.

resim 1

 

Yeni doktorlar, yeni eğitim

Devrimci dalga tıp fakültelerini de etkilemeye başlamıştı. Batista, 1957-58 yıllarında protestoları cezalandırmak için Havana Üniversitesi’ni (Tıp fakültesi de dahil olmak üzere) kapatmıştı.  Yeni bir yaklaşım ile 1959 yılında üniversite tekrar açıldı.

Eğitim ücretsiz hale getirildi, işçi ve köylü çocukları daha önce giremedikleri üniversitede eğitim almaya başladılar. Gelen öğrencilerin kırsal ve tropikal tıp ve yanı sıra klinik öncesi bilimlere ait dersleri alması gerekiyordu. Tıp fakültesinde ilk defa biyokimya öğretilmeye başlandı. Hastanede staj yapmak mezuniyet için ön koşul haline getirildi. 1959’dan itibaren ‘sosyal tıp’ her yıl müfredatta yerini almaya devam etti. Eğitim sisteminin reformu öğrenciler ve devlet müdahaleleri ile gerçek hale geldi. Ağustos 1960’ta  Küba’da  Tıp Fakültesinde eğitim veren sadece 19 profesör kalmıştı. Tıp eğitimini sürdürmek için devasa sorumlulukların yerine getirilmesinde genç doktorlar çekirdeği oluşturdular.

Geçişe yardımcı olmak için 26 ülkeden Halk Sağlığı Bakanlığı sözleşmeli tıbbi eğitmenler geldi. Gelenlerin çoğu Arjantin, Meksika ve Ekvador’dandı. Bunları Bulgaristan, Sovyetler Birliği, Çekoslovakya ve Macaristan takip etti.

Artan öğrenci sayısını karşılamak için eğitim veren hastane sayısı 4’ten 7’ye çıktı ve Las Villas ve Santiago de Cuba’da yeni tıp fakülteleri açıldı. Devrimin yorucu taleplerini karşılamak için öğrenciler ve doktorlar canla başla çalıştılar. Dr Felipe Cárdenas Gonzáles anılarından bahsederken “Hiç kimse o yıllarda dinlenmedi. Ne kadar gerekiyorsa o kadar çok çalıştık. 24 saat nöbetin ardından ameliyata girip sonrasında yeni öğrenciler için materyal hazırlamak zorunda kaldım.”

Küba toplumunun dönüşmesi ile birlikte öğrenciler tıp fakültesine kişisel kazanç için değil toplumun ihtiyaçları doğrultusunda eğitilmek beklentisi ile girmeye başladılar. Özel muayenehaneler kapatıldı. Öğrencilerin çok bilinen deyişiyle “devrimin bana ihtiyacı olduğu her yere” gidiyorlardı.

HAVANA - DECEMBER 04: Dr. Regla Valdes (R) teachs a class at the Latin American School of Medical Sciences December 4, 2006 in Havana, Cuba. Students study at the LASMS campus for the first two years, and then go to another of Cuba's 22 medical schools, which are connected to hospitals and policlinics. The Cuban medical training model combines theory and practice and is oriented toward primary care, community medicine and hands-on internships. LASMS currently has more than 8,000 students enrolled from 24 countries in Latin America, the Caribbean, Africa, and the United States. (Photo by Joe Raedle/Getty Images)

 

Kırsaldan Dünya’ya

Küba’nın sağlık sistemi bir çok yönden diğer ülkelerle etkileşime girdi. 1961 yılının Nisan ayında Küba Çekoslovakya ile bir işbirliği anlaşması imzaladı. Sonraki yıl koruyucu sağlık hizmetleri  eğitimi almak için Bulgaristan’a teknisyenler gönderildi. Doğu Almanya ile ortopedi malzemeleri gönderilmesi için 1964 yılında anlaşma imzalandı.

Diğer bir yandan Küba doktorlarını yurtdışına gönderdi. Devrimden sadece 15 ay sonra, Mart 1960’ta Şili’yi deprem vurdu ve çok kısa süre içerisinde Küba’lı doktorlar oradaydı. Bir yıl sonra Küba Fransa’dan bağımsızlığını almak için savaşan Cezayirlilere bir birlik gönderdi. O birlik 76 yaralı Cezayirli ve 20 çocuk mülteci ile geri döndü.

1963’te Cezayir’e giden tıbbi tugay içerisinde 29’u doktor olmak üzere 55 Kübalı vardı.Bunlardan 43’ü erkek 12’si kadındı. Kübalı doktorların görevleri Hedelberto Lopez Blanch’ın yayınladığı ‘Kübalı Doktorların Gizli Hikayeleri’ kitabına kadar henüz tam olarak aydınlatılmamıştı. Kitap 1960-1970 yılları arasında Kübalı doktorların Afrika’da verdiği hizmetlerin derlemesinden oluşuyor.

Cezayir’e giden doktorlardan birisi, 84 yaşındaki Sara Perelló Perelló ile bir röportaj yapıldı.  Gittiğinde daha yeni Pediatri uzmanı olmuştu. Annesi Fidel’in söylediklerini duymuştu: “Cezayirlilerin nüfusu Küba’dan 4 milyon daha fazla fakat onların doktor sayısı bizim üçte birimiz kadar.” Fidel’in sözlerinden etkilenen annesinin nasihatiyle Dr. Perelló gönüllü olarak Cezayir’e gitme kararı aldı. Giderken tek endişesi annesinin Parkinson hastası olması ve bakımını tek başına gerçekleştiremiyor oluşuydu. Annesi ise devrimin getirdiği güvenle “Küba hükümeti bana yardımcı olur, şimdi yapılması gereken ileriye gitmek. Burada bana iyi bakılacağı konusunda endişen olmasın.” diyerek karşılık verdi ona.

Cuban-Medical-Worker-Haiti

 

Ülkeyi terk eden 3000 doktor…

Çoğu Kübalı hekim taşraya gitmek istemiyordu, hele Cezayir çöllerini hiç istemiyordu. İki dalga halinde bazı hekimler ülkeden ayrıldı. İlk dalga, sağlık sistemindeki değişim sebebiyleydi ve özel klinik sahipleri, hastane ortakları ve diğer yüksek gelirli hekimlerden oluşuyordu. İkinci dalga taşra hizmeti yapmak istemeyenlerden oluşuyordu ve 1961 Domuzlar Körfezi işgali ve 1962 Füze Krizi de bu dalgayı tetikledi.

Küba işçi ve köylü sınıfını kendine çeken tıp, okuma-yazma ve diğer birçok alandaki seferberlikler orta sınıfa hakaret gibi geliyordu. Durum Batista’nın üniversiteyi kapattığı zamankinden daha kötüydü, o zaman bile büyük sağlıkçı göçleri yaşanmamıştı. Dr. Ezno Gomez “Birçok hekim karşı devrimci olduğu için değil,  Amerika’da daha fazla imkana sahip olacağı için göç etti” diyordu.

26 Temmuz hareketine sempatiyle bakan bazı hekimler hareketin sadece lafta kalmadığını, bu fikirlerin gerçekten Küba’yı dönüştürmeye başladığını görünce korktu ve mücadeleden çekildi. Tam tersine,  harekete sıcak bakmayan bazı hekimler ise değişimi gördükçe mücadeleye dahil oldular. Kalan ve giden hekimler arasındaki asıl fark önceden ne düşündüklerinden çok gözlerinin önünde yaşanan devasa değişimlere nasıl baktıklarıydı.

policlinic-21-madre-y-nino2

 

Irkçılığa karşı da devrim  

Afrika kökenli Kübalılar daha çok kırsalda ve adanın doğusunda yaşıyordu. Köleliğin kaldırılmasından bu yana hayatlarını en çok değiştiren şey devrim oldu. Kırsalda ve doğuda verilen hizmetler ırkçılığı kökünden çözmekle eş anlamlıydı.

Devrim öncesinde tartışmasız bir ırkçılık vardı. “… bir hastane dini amaçla hizmet verdiğini iddia ediyor ve siyahi hastaları kabul etmiyor ” diyordu Dr. Julio Lopez Benitez.

Dr. Oscar Mena Hector’un ailesi ırkçılığın ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Kuzeni Jose Villena ailesi çok fakir olmasına rağmen tıp fakültesine girebilmiş, domates satıp kazandığı parayla kitap alarak tüm sınavlardan geçmiş, son sınava yani jüri sınavına kadar gelmişti. Buradaki bir profesör siyahi öğrencileri sınavdan geçirmiyordu. Jose Villena mezun olabilmek için 2 yıl boyunca profesörün üniversiteden ayrılmasını beklemişti.

Devrim öncesi dönemde de sağlık alanında ırkçılığa karşı girişimler yok değildi. 1938’de komünistler tarafından yönetilen Ulaşım İşçileri Birliği, Centro Benefico sağlık merkezi ile anlaşmış ve kendine bağlı işçilere sağlık hizmeti sağlamıştı. Centro Benefico’da beyaz olmayan birçok doktor çalışıyordu ve hastalara da ayrımcılık uygulanmıyordu.

Küba’da devrim hükümeti kırsala, doğuya ve diğer fakir bölgelere siyah-beyaz ayrımı yapmadan takımlar halinde sağlık ekipleri gönderirken aynı tarihlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde siyahi insan hakları aktivistleri sadece beyazların girebildiği yemek salonlarına girebilmek için gösteri düzenliyor, bu yüzden polisler tarafından dövülüyor ve hatta polis köpekleri tarafından saldırıya uğruyordu.

Cuban doctor Macias helps bandage patient de Oliveira during the visit of foreign doctors in the health centre at the neighbourhood of Fern, to know the structures and procedures of the SUS in Brasilia

 

Bilinç

Devrim sonrası tıbbın asıl çelişkisi bu kadar fazla şeyin nasıl yapılacağıydı, bu kadar azdan bu kadar çok şeyin nasıl yaratılacağı. Devrimin politik atmosferi doktorları da etkilemişti. Dr. Julio Lopez “Devrimden önce, açlıktan ölen bir çocuğun tıp ile alakasız olduğunu, hekimin sorunu olmadığını düşünürdüm. Fakat şimdi anlıyorum ki aç kalan her çocuk hekimin sorumluluğudur.” diyor.

Hizmet götürülmeyen yerlere hizmet götürme emri Küba tıbbını yönlendirecek teorinin gerçeğe dönüşmesiydi. Karl Marx da “Teori kitleleri yakaladığında maddesel güce dönüşür” demişti. Birkaç hekimin Küba’nın fakirleştirilmiş yığınlarına ücretsiz hizmet götürme isteği, tıbbın genel gidişini değiştiremezdi. Aynı şekilde herhangi bir hükümetin ülkenin politik atmosferinden bağımsız emirlerle tıbbı değiştirmeye çalışması da nafile olurdu. Fakat hekimlerin yıllarca ücretsiz ve eşit sağlık hizmeti için çabaladıkları bir ülkede devrimci bir hükümet tüm bu çabaları birleştirebilir ve sağlık sistemini kökünden değiştirebilirdi.

Küba tarihi, ülkede yaşananlar, ekonomik ilişkiler ve mücadeleler ülkede kalmayı seçen hekimlerin bilinçlerini şekillendirmişti. Şimdi o bilinçler , inşa edilen hastaneler, üretilen ilaçlar kadar gerçek ve maddi bir güce dönüşmüştü, ve şimdi aynı bilinçler ülkeyi ve tarihi şekillendirecekti.

 

Yazının orijinali monthlyreview.org adresinde yayınlanmıştır.

Don Fitz is the editor of Synthesis/Regeneration: A Magazine of Green Social Thought and co-coordinator of the Green Party of St. Louis.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir