ÖLÜMÜN ÇARESİ DE BİZDE

Her şeyin anlamını yeniden üretmenin zorunluluk olduğu güç zamanlar; ölüm çünkü, en beklenmedik halleriyle kol geziyor her birimizin ve hepimizin etrafında.

Öldürünce de gitmiyor geldiği yerlere bir süredir; gömülemeyen bedenler, alışveriş konusu edilen cenazeler, sahte can yeleği üreten kaçak atölyelerde şimdilik hayatta olan Suriyeli çocuk işçiler ile kalıyor yaşamın sathında.

Sonra kimi yeni ‘düzenlemeler’ var ölüme dair; Diyarbakır’da morgların kapasitesi arttırılacakmış örneğin, sosyal devlet (!) çalışıyor, daha ne istiyorsak…

Ölüme en güçlü meydan okunan mekanlar olan sağlık merkezlerinin kullanım dışı bırakılması da bu yeni düzenlemelerden. Şimdi bir de kullanım dışı bırakılamayan sağlık merkezlerinde sağlık emekçilerini hedef gösterme, baskılama adeti başladı. Örneğin Dicle Üniversitesi Hastanesinde, Kocaeli Derince’de, vs. ‘terör örgütü yandaşı’ sağlıkçılar varmış, kolluk kuvvetlerini iyi tedavi etmedikleri için ölümler oluyormuş. Falanca yerde falanca sağlıkçı sosyal medyada terör yanlısı paylaşımlar yapıyormuş. Efendim yaralı bir kadına yardıma koşarken katledilen sağlık emekçisi Aziz Yural teröristmiş, etkisiz edilip ele geçirilmiş. Evet, bu gibi ‘kötü’ hikayeler uydurabilenler kadar bunlara örgütlenen kötüler de var ne yazık ki…

Her gün katledilen çocuklara, annesinin karnında katledilen bebeklere, verilemeyen sağlık hizmetlerine, kirlenen sulara, yapılamayan aşılara, devasa bir travma birikimine sessiz kalıp, bu şiddet ortamına son verilmesine çabalamaktansa zırhlı ambulanslar satın aldıran, mevcut bir aile sağlığı merkezini zorla boşalttırıp o mekanı kolluğun üssü haline getirmeyi önüne koyan bir zihniyetin iktidarı ne de olsa; adıyla sanıyla Hitler konuşulsa ne olur, konuşulmasa ne olur?

Bizim işimiz biraz da kavranması için belirli bir soyutlama becerisi gerektiren değerlerle, ilkelerle. İnsanlığın binlerce yıllık ortak birikimi olan değerlerin yerine inandığı yaratıcının buyruklarını koyan, bunu yaparken de soyutlamayı ve sorgulamayı yasak eden bir programın türettiği insanlarla birlikte nefes almaya çalışıyoruz. Çalanlar, çırpanlar, göçmenler için sahte can yelekleri üretenler, pedofilikler, katiller, gericiler, sömürenler … tümü onlar. Bizim hanemizde ise ne müsebbibi olduğumuz bir katliam, ne bir soysuzluk var…

Elbet böyle devam etmeyecek, etmemeli. Tarihsel olarak sahip olduğumuz bu doğruluğun ve haklılığın da gücüyle boyun eğmemeye devam edeceğiz. Hayat kurtarmayı, yaşatmayı, yaşamdan yana saf tutmayı en iyi şekilde yapacağız. Üreteceğiz ve örgütleneceğiz. Bu tabloda (şimdilik) kuru umuda yer yok; bizim çareye ihtiyacımız var ve eylemekten ve örgütlenmekten başka çaremiz de yok.

NOT: Bugün Charlie Hebdo’ya yapılan silahlı saldırının birinci yıl dönümü. Bir de sevmekten vaz geçmeyelim; kendimizi sevme kapasitemizi* de olanca arttırarak…

* “Charlie Divan: Kendini Sevebilme Kapasitesi”, Hande Arpat

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir