Halkın Doktorları: Diktatörlerin karanlık psikolojileri

Diktatörlerin ortak kişilik özellikleri
Bütün Türkiye aynı sorunun yanıtını merak ediyor. Sokaklarda insanlar öldürülürken, çocuklar tecavüze uğrarken, hatta çocuklar tecavüze uğramasın diyenlere saldırılırken, gericilik giderek vahşileşip ülke bir iç savaşın eşiğindeyken Cumhurbaşkanı gerçekleri neden idrak edemiyor? Hatta anlayamamanın üstüne, neden inatlaşıyor? Biz Halkın Doktorları olarak bir grup liberalin aksine Erdoğan’ın Türkiye sağının yüzyıllardır biriken çaresizliği nedeniyle değişmeyeceğini, yumuşamayacağını, hatta Erdoğan ve -tasfiye etmediği- ekibinin sadece gericiliğin yaşamaya olanak bulabileceği otoriter bir Türkiye çıkarmak için daha fazla canla başla çalışacağını düşünüyoruz. Bir çok kentin savaş alanına dönmesi, yobazların içki içenleri “yakmak” ile tehdit etmesi, kadınların herhangi bir konuda neler yapması gerektiğinin saraydan belirlenmesi, son olarak da diktatörün Gezi Parkı hülyalarına tekrar dalması bunları açıkça gösteriyor. Yani ortada tarihsel, siyasi ve ekonomik bir hesaplaşma var.nn20130308b3a-870x408Kendisini yakından tanıyan birçok insan, kesinlikle geri basmayacağını, kişiliğinin geri basmasına izin vermeyeceğini söylüyor.

Bu anlamda aslında Hitler’in, Mussolini’nin, Batista’nın söylemleri, tutumları ile birçok ortaklık taşıyor. 3 yıl önce Haziran Direnişi sürerken, Erdoğan henüz başbakandı ve Halkın Doktorları, Erdoğan hakkında bir takım psikolojik çıkarımlarda bulundu. Şimdi bunu biraz güncelleyeceğiz. Hatırlatalım, bir kişiyi muayene etmeden derin analizler yapmak mümkün değildir, yanlışlıklar barındırır ve etik değildir. Burada diktatörlerin “ortak kişilik özelliklerini” madde madde tekrar gözden geçireceğiz.
1. Neden yumuşayamazlar?
Diktatörlerin yumuşamasını beklemek, her eve gelişinde evdekilere şiddet uygulayan babayı yatıştırmaya çalışmak gibidir. Şiddet uygulayan baba aslında korku içindedir. Aklının içi korku filmi gibidir. Evin dışında sürekli güvensizlik ve tehlike yaşıyordur. Evin içini ise şiddetle kontrol altında tuttuğunu düşünür ama sürekli olarak otoritesini kaybedeceğinden korkar. Korktukça, otoritesini şiddetiyle yeniden kurmaya çalışır. Dört elle sarıldığı bu şiddete, her anlamda mecburdur. Kendisini aşağı hissetmekten ancak böyle kurtulabilir.

2. Neden korku üretirler?
İçinde korku çok büyük yer tuttuğu için denebilir. Korkunun yansıtılması gerekir. Yansıtma, benliğin kendisinde kabul etmediği kişilik özelliklerini, duygularını, arzularını bir başkasına yansıtmaktır. Yansıtma ilkelleştikçe şiddeti artarken gerçekle bağı da giderek kopar. Bir tür rahatlama yaşanır. Korku salmak bir savunma duvarıdır. Hem kendi içindeki korkuya karşı hem de dışarıdaki olası tehditlere karşı. Korku salarak kendi korkularından kurtulmaya çalışırlar ama korkuyu saldıkça içlerindeki korku azalacağına artar.

3. Neden tehdit ederler?
Düşmanlar yaratması, tanımlaması, ataması çok dikkat çekicidir: Çapulcular, marjinal gruplar, illegal yapılar, faiz lobisi, terör yandaşları gibi ifadelerle, aslında sağın geleneksel kalıplarını kullanmakta, sağın tarihsel söylemlerini kullanmaktadır. Ancak burada çok basit bir işlem yerine getirmektedir. Kötü dışarıdadır, iyi içeride “bende sadece ve sadece iyilik vardır, ötekinde sadece kötülük”. “Kötülük katiyen bende olamaz ötekinde de iyilik kesinlikle olamaz” gibi bölünmüş ve bir araya gelmesi imkansız bir zihin dünyasının tezahürüdür.

4. Neden yalan söylerler?
Çalkantılı, korku ve tehdit dolu iç dünyaları, gerçeği değerlendirmelerini bozar. İç dünyalarındaki gerçek sürekli çarpıktır. Bu nedenle sık sık gerçeği çarpıtırlar. Daha doğrusu, gerçeğin yerini kendi çarpık ger-çekleri alır. Bu çarpık gerçeklere tam olarak inanırlar. Çarpık gerçekleri hiçbir bilgi, deneyim değiştiremez. Bu çarpık gerçeği korumak için her yola başvururlar.

augusto-pinochet-3

 

5. Neden anlayamıyorlar?
Çünkü diktatör kendisine sıkışmıştır. Bir başkasının duygularını, düşüncelerini ve isteklerini anlayamaz. Anlasa da onun için bir önem ifade etmez. Sanki içinde öteki için ayrılmış bir alan yok gibidir, sadece kendisi vardır. Dahası karşısındakilerin isteklerini çoğu zaman kendisine yönelik bir tehdit olarak algılar. Her şey, “bana yakın olanlar ve olmayanlar” olarak ikiye ayrılmıştır. Kendisi ve kendisine yakın olanlar, her şeyleriyle iyidir. Kendisine karşı olanlar ise her şeyleriyle kötüdür.
Dünya da sadece beyaz ve siyah gibi, iyilerden ve kötülerden ibarettir. Ara renkler, ara biçimler, ara durumlar yoktur. En yakınındakileri kendisine tehdit olarak algılayıp karşıya alabilirler. Kendi atadığı başbakan dahi olsa…

6. Neden göremezler?
Neredeyse kör gibidirler ama hitap biçimleri tepeden bakıyor izlenimi doğurur. Halbuki kendilerini sürekli altta, alçakta hissederler. Çukurda olmadıklarını görmek ve göstermek için de tepeden konuşmak bir savunma mekanizmasıdır. Bu mekanizma, belirgin bir görme kusuruna yol açar. Bu savunmayı o kadar güçlü tutarlar ki artık kendileri için çıkış kalmadığını anlarlar. Bu yüzden daha çok bastırırlar. Onlar için sadece iki var olma biçimi vardır: ya aşağıdasındır ya yukarıda biri aşağıdaysa diğeri yukarıdadır. Bu nedenle karşılarındakileri hep aşağılamak ve küçümsemek zorundadırlar ki, kendileri yukarıda kalabilsin. Eşitlikçi bir ilişki biçimi onlar için mümkün değildir. Bir süre sonra zaten yalnız kalırlar. Kimse onlarla bir şey paylaşmak istemez. Bu yalnızlığı da karşısındakilerin “yanlışlarına” bağlarlar.

7. Neden inat ederler?
Hayatlarına, iktidarlarına mal olsa da diktatörlerin burunlarından kıl aldırmazlığı, herhangi bir konudaki açıklanamaz inatları çok tipiktir. En yakın arkadaşları bile onları ikna edemez. Zaten zamanla kendisini uyaran arkadaşlarını çevrelerinden uzaklaştırırlar (Bkz. A. Davutoğlu, A. Gül, B. Arınç…). Etraflarına daha çok kendilerini onaylayacak kişileri toplarlar (Bkz. Binali Yıldırım). Zaten sorun kesinlikle kendilerinde değildir. Sorun kesinlikle dışarıdadır, ötekidedir çünkü kendisinde bir sorun olması demek toptan “kötü”-“siyah” olması anlamını taşıyacağı için, benliği için kabul edilemez.Mussolini

8. Neden geçmişi severler?
Nesiller boyunca, travmatize edilen çocukların erişkin yaşa geldiğinde toplumların davranışlarını nasıl etkilemiş olduklarını düşünmek bizim için zor değil. Bu nedenle <tarih tekerrür eder> sözü aslında tarih boyunca travmaların tekerrür ettiği şeklinde anlaşılmalıdır. Kendileri de travmatik olan diktatörler yönettikleri kitlenin bu yönünü bilerek ya da bilmeyerek harekete geçirdikleri, hatta istismar ettikleri için yönetici konumunda kalırlar.

Diktatörler geçmişi yâd etmeyi, göklere çıkarmaya bayılırlar. Çünkü ne bugünü sevebilir ne de kendilerini. Kendilerini sevemedikleri için bitmek bilmez bir eziyet içindedirler. Bugünü sevemedikleri için de geçmişi bitmek bilmez bir uğraşla diriltmeye çalışırlar. Sevemediği kendisini yücelttiği, ululaştırdığı bir geçmişle kapatmaya çalışır. Ama nafiledir. Çünkü göklere çıkardıkları geçmiş hem kendilerini hem de iktidarlarını ezer.

9. Neden sevemezler?
Çünkü bilinçdışında var olan, ancak güce sahip oldukça bastırılabilen “ben sevilecek birisi değilim” algısı onları insanın doğallığından uzaklaştırır. Böylece ancak kendisi kadar güçlü olduğunu düşündüğü insanları sevdiğini sanarak, aslında insandan uzaklaşır ve kimseyi sevemezler. O nedenle hayatını kaybeden bir insana üzülemez. Önemsenecek bir ölü varsa o da kendisini koruyan silahı taşıyanlardır. Ancak bu kayıptan bahsederken bile sesinden bir hüzün tınısı alabilmek mümkün değildir. Aksine onlar kendisi için değil “vatan” için ölmüş gibi davranırlar.

OB-SY935_bush_G_20120515142259Diktatörlerle nasıl başa çıkılır?
Öncelikle “safça” beklentileri bir kenara bırakmak gerekir. Çünkü değişmeleri, hem de olumlu yönde değişmeleri çok zordur. Düşünce dünyalarına hâkim olan şüpheciliği, kuşkuculuğu ve ötekini suçlamayı bırakamazlar çünkü bildikleri tek yöntem budur. Bu tür düşüncelerden vazgeçtikleri zaman güçsüz, savunmasız, çıplak kalacaklarını hissederler ve bu hisler onda kaygı yaratır.

En doğrusu örgütlülüğün gücüne güvenmektir. Diktatörün duymasını, görmesini, anlamasını ve sevmesini beklemek imkansızı istemektir. Örgütlü bir halk hareketinin taleplerini net ve ısrarlı bir şekilde sürdürmesi, sorunu çözmenin tek yöntemidir.

Halk ayaklanmaları diktatörlere ne hissettirir?
Toplumsal itiraz, diktatörleri çok tedirgin eder. Bu tedirginlik kimi durumlarda paniklere yol açar. Tedirginliği ve panikleri, dışarıya yersiz hiddet ve öfke olarak yansır. Olağan zamanlarda bastırabildikleri, kontrol altında tutabildikleri saldırgan dürtüler, zincirlerinden boşanır, harekete geçer. Küfür ederler, hakaret ederler. Muhataplarını aşağılarlar. Dışarıya yansıyan öfkelerinin altında ise derin bir endişe ve korku vardır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir