“BURADA BİR ŞEYLER TERS GİDİYOR”

Kent merkezinden bir trene biniyorsunuz, kentin bir hayli dışına çıkan ağaçlıklı, tepecikli, derecikli yollardan geçiyor treniniz yirmi küsür dakika boyunca. “Hmm, o yıllarda buralarda in cin top oynuyor olmalı” diyor iç sesiniz. Aynı treni paylaştığınız ve normalde çıplaklıkla ilgili bir sorunu olmayan, en azından sizin kadar dert etmeyen güzel kadınlar kapanıyorlar çantalarından çıkardıkları örtülerle, etekliklerle; yas kostümlerine bürünüyorlar, kapkara… Garipsiyorsunuz.

Modern treninizin görevi bitiyor, sizi getiriyor kampa; eskisi gibi biraz, trenle getirilmeler… Eski trenlerin teptiği yoldan geldiyseniz de çıplak, sıkış tıkış, soğuk, aç susuz, bitap gelmediniz ya buralara dek. Kampı görmek istediniz, zorunlu olmayarak, keyfiyetten. Bilet ücretini ödediniz konforlu treninizin, oturarak, klimalı vagonda seyahat ettiniz. Aklınız yakınlarınızda, çocuğunuzda da değildi illa, kim bilir onlar da yanınızda belki. Can güvenliğinizle ilgili kaygı duymak mı, “turistik” bir gezinti ile ne ilgisi olabilir? İnsan beyniniz işte, neden bilinmez, benzerlikler ya da farklılıklar arar durur; bazen zaman kesitlerini, kimi zaman mekanları, kimi zaman durumları kıyaslar durur. Elbet çokça kaba benzerlik buldu beyniniz yine, ama haksızlık etmeyelim 1940’larda bu yolculuğa, Auswitchz’e zorlananlara; inanın, oldukça farklı koşullardasınız.

Rehberiniz var mıdır, okumuş musunuz gelmeden bilemem; gezenti beyniniz sizi alır en sesli ve en tane tane anlatan rehberin kalabalığına katıverir. Katıldınız. Rehber kapıyı anlatıyor, henüz içeri bile girmeden anlatacak ne çok şey çıktı; yolculuk, trenden indirilmeler, indirilenlerin ilk tıbbi muayeneleri, Dr. Mengele ve kapı.

Kapıda her Nazi kampında olduğu gibi “Arbeit macht frei” yazıyor, yani “Çalışmak özgürleştir”. Ama diyor Rehber, buradaki farklı; kapıyı yapan Yahudi demirci ustası Almanca el yazısında üst karnı küçük alt karnı büyük olan β” harfinin karınlarını ters işlemiş. Bakın, β’nin büyük karnı yukarıda, küçük karnı ise aşağıda. Çünkü kapıdaki bu ters harf vasıtasıyla tüm dünyaya şu mesajı vermek istemiş tutsaklar: “Burada bir şeyler ters gidiyor”. 

Donup kalıyorsunuz; 1940’lı yılları hayal ediyor gezenti beyniniz. Buralar, dağın başı, ormanın dibi, vadilerin arası, varmak için bataklıklar aşılan bir yer; hani “Allah’ın unuttuğu yer” derler ya, öyle. Böylesi bir dağ başında, etrafta in yok cin yok, kamptaki binlerce tutsak bu naif mesaja bel bağlamış içeride. Birileri buraları bulacak da, kapıdaki ters β’yi görecek de, mesajı anlayacak da, insanları kurtaracak da… Akıl alır gibi değil, tarihin hem en güçlü hem de en cılız mesajını sırtlamış tersβ’ye bakakalıyorsunuz. Β’ye lanet okuyor gezenti beyniniz, görgülü turistlerden utanmasanız yerden bir taş alıp fırlatacaksınız kapıya, ve milyonlarca insanı o tuhaf mesaja bel bağlatan örgütlü kötülüğe…

Öfke girdi kanınıza daha içeri girmeden, ve gezenti beyniniz hep kıyaslamalarda; 1940’lı yılların Alman örgütlü kötüleri ile 2000’li yılların hemşeri örgütlü kötülerini kıyaslar durur şimdi gün boyunca. Haklarını yemeyelim şimdi, bizimkiler henüzinsanlık dışı deneyler yapmadılar ikizlerin falan üzerinde, haricinde ne ararsan daha moderni bizde de var o ayrı…

Gün zor geçer kardeşim, aklından çıkmaz, yüreğinden sökülmez oranın ağırlığı bir süre. Yapılmasından çok tasarısına isyan edersin, “Neden?” der durur selim yüreğin uzunca. Yaşayacaksın, kaçarı yok; yaşıyorsun da aslında, her gün başka şekillerde ve tasarılarda. Bak gurur duy, sen oraları gezerken ülken bir dünya listesinde birinci oldu; tüm dünyaya “#ChildAbusersProtectedInTurkey” dedirtti arkadaşların. Yani,“Türkiye’de çocuk tecavüzcüleri korunuyor”. Haberleri okursun, hatta izlersin demokratik yollarla göreve gelmiş vekillerin artık hangi halkın hangi iradesi ile bilinmez, çocuk tecavüzcülerini nasıl kolladığını. Daha neler neler; o tasarı, o örgütlü kötülük, bambaşka hallerde yeniden üretiyor kendini güzel kardeşim.

Dünyanın hem en güçlü hem de en cılız imdat çağrısını gördün. O kadardı koşullar, zorlamışlardı ve çakmışlardı o tuhaf mesajı en büyük Nazi kampının girişine; sonrasında bekleyiş, sonsuz zaman boyunca… Şimdi geziden döndüğünde sormak isterim; öyle mi yapalım, henüz öylesi koşullarda olmamamıza rağmen hem de? Mesajlar üretip bekleyelim mi sonsuz zamanlar boyunca ve sonsuz kurbanlar vererek? “Hükümet istifa” diye bağıralım mı, bir gerçeklik aramadan? Onar onar tecavüz edilsin mi çocuklarımıza hayvanlara tecavüz edilen pornoların eşliğinde?

Ne dersin kardeşim, gittin gördün; bekleyelim mi gelsin birileri kurtarsın diye, üstelik de henüz öylesi tutsaklar değilken, yoksa bir gün dahi heba etmeden atılalım mı kavgaya özgürce ve olanca cesaretimizle? En çok da çocuklarımız için, tek bir çocuğumuz için bile değmez mi, aynı kıyamadığımız gibi tek bir ağacımıza bile; ne dersin?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir